Bir Gün Ortalıktan Kayboldu, İki Hafta Hiç Görünmedi - İbram Onsunoğlu - Azınlıkça
Radyo AzınlıkçaYunanistan Batı Trakya Haber

Bir Gün Ortalıktan Kayboldu, İki Hafta Hiç Görünmedi – İbram Onsunoğlu

Dr. <a href="/tag/ibram-onsunoglu">İbram Onsunoğlu</a>
Dr. İbram Onsunoğlu

Batı Trakyalı Psikiyatrist Doktor, Siyasetçi, Şair ve Yazar
14 Mart 1948 – 4 Mayıs 2021

Tahmini okuma süresi 9 dakika

Onunla belki üç, belki dört yıldır, kesin olarak hatırlamıyorum, nerdeyse her gün hep aynı yerde karşılaşıyorum. Selanik’in girişinde, Halkidiki yolunun bitip K. Karamanlis caddesinin başladığı ve Vulgari caddesiyle kesiştiği dört yol ağzındaki trafik ışıklarında.

Solda Vulgari’ye dönecek arabaların dizildiği ve yeşilin yanmasını beklediği şeritin bitişiğindeki adacığın üzerinde. Yaz kış, hava güzel veya bozuk, o hep orada. Sağ ayağı diz bölgesinden kesik, koltuk değnekleriyle yürüyor, 60 yaşlarında bir dilenci. Orta boylu, tıknaz, gür sakallı, boynunda asılı çantası, hiç çıkarmadığı başındaki külahı ve sırtındaki montuyla. Yunanlı değil, Balkan ülkelerinden olmalı, Bulgaristan’dan mı, Romanya’dan mı, Arnavutluk’tan mı. Büyük bir olasılıkla Bulgaristan’dan.

Koltuk değnekleriyle adacığın üzerinde yürürken, değneklerden birini adacığa, öbürünü asfalta dayatıyor. Asfalta dayalı değneye arabalar çarpacak diye her defasında içim titriyor. Yeşil ışığın yanmasını bekleyen arabalara birer birer yaklaşıp, kaba olarak algılanabilecek ani bir hareketle elini pat diye sürücüye uzatıyor. Sadaka verilince başını eğip elini kalbine götürüyor, verilen parayı boynunda asılı çantasına koyup sıradaki öbür arabaya doğru ilerliyor. Dört yıldır onu konuşurken hiç görmedim, genellikle dilenciler çok konuşur, onun ağzından hiç ses çıkmıyor, sanki dilsiz. Ne elini uzatırken bir şey diyor, ne de sadaka verildikten sonra, yalnızca teşekkür mahiyetinde baş ve el hareketleri.     

Evden işe gidip gelirken çevre yolunu kullanıyorum. Belki biraz daha uzun, ama orada trafik ışıkları yok ve arabamı daha rahat ve daha hızlı sürüyorum. Sabahleyin Vulgari caddesinden sağa Halkidiki yoluna çıkıyor, bir kilometre kadar ileriden çevre yoluna sapıyorum. Sabah işe giderken, saat 8’e doğru, Vulgari ile Halkidiki yolu kavşağında yakına dek dikkat etmemiştim, son birkaç aydır fark ettim, koltuk değnekli dilenci daha sabahtan orada, karşıda, adacığın üzerinde. Demek ki her çalışan gibi o da sabah erken işe başlıyor. Ama onunla giderken değil, dönerken karşı karşıya geliyorum.

İşten dönerken yine çevre yolunu kullanıyorum, oradan Selanik yönlü Halkidiki yoluna sapıp bir kilometre sonra malum kavşakta sol şerit üzerindeyim. Öğleden sonra saat 3 veya 4, bazen 5 oluyor. Koltuk değnekli dilenci hep orada. Sol şeritte arabalar kuyruk oluşturuyor, bazen uzun bazen kısa, yeşil ışığın yanmasını bekliyoruz. Arabalar durduktan sonra onun hareket ettiğini görüyorum, duran arabalara birer birer sürücü penceresinden yaklaşıp elini uzatıyor, bazıları uzanan ele para bırakıyor, bazıları bırakmıyor. Her defasında 6-8 tanesiyle yetiniyor, 30-40 metrelik bir mesafe. Sonra yeşil ışık yanınca arabalar geçmeye başlıyor, en çok 6-8 araba geçebiliyoruz, ve kırmızı ışık yanıyor. O, arabalar hareket ettiğinde önce adacığa çekiliyor, 5-10 saniye mola verdikten sonra geri dönüp yavaş yavaş adacığın başladığı noktaya geliyor, bu arada kırmızı ışık yanmış bulunuyor. Yine biraz dinlendikten sonra duran ilk arabadan başlıyor, 6.sına 8.sine dek. 

Yeşil ışık – kırmızı ışık devresini iyi hesap etmiş, hareketlerini ve hızını ona göre ayarlamış, “sinkronize”, âdeta otomatikleşmiş, bir aşağı bir yukarı sarkaç gibi. Başvurmadan hiçbir arabayı kaçırmamak için enikonu özen gösteriyor. Ama bazen hesap tutmuyor ve kaçırıyor, bazen 10’dan çok araba geçiyor, kırmızı ışığı takmayanlar az değil. Arabaların oluşturduğu kuyruk uzun olunca, onun bu git-gellerini karşıdan defalarca seyretme fırsatını buluyorum. 

Bazen koltuk değnekli dilenci adacığın üzerinde değil. Bugün işe gelmemiş mi? Kavşağın sağında küçük bir park var, onu orada dinlenirken görüyorum. Kaldırıma oturmuş, sigara tüttürüyor veya açtığı bir çıkıdan bir şeyler atıştırıyor, topladığı paraları sayarken de gördüğüm var.

Önceleri ve uzun süre ona pek önem vermemiştim. Yanıma yaklaşınca pat diye kabaca uzattığı eline ne rastgelirse, bazen 20 kuruş bazen daha çok bozuk para tutuşturup ilgilenmiyordum. Ama her Allah’ın günü işten dönerken aynı yerde onunla karşılaşınca, bir noktadan sonra artık ilgi odağım oldu. Bir ara kavşağa doğru ilerlerken oraya varmazdan önce gayriihtiyari ona vermek üzere bozuk para aramaya başladığımı farkettim, sanki refleks olmuştu. Canım sıkıldı. Dün vermiştim dedim, bugün vermeyeceğim, ve vermedim. Daha sonra iki üç günde bir veriyordum. Bir gün son karşılaşmamızda vermemiştim, bugün vermeliyim diye arabanın gözeneklerinde bozuk para arıyordum. Yeşil yanmış, önümdeki arabalar geçmişti, ben bozuk para aramakla meşguldüm. Arkamdaki arabalardan korna sesleri yükseldi, önce sarı sonra kırmızı yandı, geçemedim, benimle birlikte birkaç araba daha. Tepem attı. Bu olaydan sonra koltuk değnekli dilenciye sadaka vermemeye karar verdim. Bazı hesaplar yaptım, kararım daha da kesinleşti.

Onu yakından izlemeye devam ediyorum. Gördüm ki sabahın 8’inde işbaşı yapıyor ve en azından öğleden sonra 5’e kadar işi bırakmıyor. Selanik dışındaki bir alışveriş merkezine gitmiştim, akşam karanlığında Halkidiki yolundan eve dönüyorum, saat 7’yi geçmişti, koltuk değnekli dilenciyle aynı yerde karşılaştım. Demek ki akşam 8’e kadar adacığı terketmiyor, yani günde 12 saat çalışıyor. Mutlaka bir meslek icra ettiğine inanıyordur, mesleğine bağlı bir kişi, tam bir profesyonel. 

Cumartesi pazar günleri tatil, işe gitmiyorum ve onunla karşılaşmıyorum. Tatil günlerinde çalışabileceğini aklımdan geçirmemiştim. Böyle günlerde birkaç kez aynı yoldan geçmek durumunda kaldım, yine oradaydı ve arabalardan para dileniyordu. Kim bilir, belki yaptığı işi bir hizmet gibi görüyor, tatil günlerinde bile müşterilerine hizmet ediyordu.

Bir gün ortalıktan kayboldu, iki hafta hiç görünmedi. Acaba başına bir hal mi geldi, hastalandı mı diye merak ettim. Yoksa bu kavşak bana vereceğini verdi deyip bu yeri terk mi etmişti? Bir başka deyişle buradaki işyerini kapatmak zorunda mı kalmıştı? Zaten ülkede ekonomik bunalım yüzünden binlerce işyerleri kapanmıyor mu. Sonra şuna dikkat etmiştim, eskiden her iki üç sürücüden biri koltuk değnekli dilenciyi boş döndürmez, eline bir sadaka sıkıştırırdı. Tabiî sadakanın miktarı konusunda bir şey diyemem. Kendimi örnek alacak olursam, ben genellikle 50 kuruş veriyordum. Şimdi ortalama ancak beş sürücüden biri sadaka veriyordu. Bu, elde ettiği gelirinin %50’den çok azalması demekti. Zira yalnızca sadaka verenlerin sayısı azalmamıştı, verilen sadakanın miktarı da azalmış olmalıydı. Sonra, sol şeritten Vulgari caddesine dönen sürücüler genellikle aynı kişilerdi, benim gibi, her gün sürekli aynı dilenciyle karşılaşmak ve ona sadaka vermek, sürücüleri sıkmış olabilirdi. Dilencimizin iş hacmindeki azalış belki buradan kaynaklanıyordu. Acaba daha kazançlı bir başka kavşak mı bulmuştu yoksa Selanik’i iyice terk mi etmişti?    

Koltuk değnekli dilenci kaybolmuştu, ama adacık boş kalmadı. Onun yerine 30 yaşlarında bir genç adam gelmişti, bir kolu dirseğinin üstünden kesik, kavşakta şimdi o dilenmeye başlamıştı. Bir gün kendisine “Adın ne, nerelisin?” diye sordum, “Bulgaryalıyım.” diye yanıt verdi. “Senden önce burada dilenen ayağı kesik bir yaşlı vardı, tanıyor musun, ne oldu o?”. Sorumu anlamamış gibi yüzüme baktı, besbelli o kadar Yunanca bilmiyordu. İki hafta sonra koltuk değnekli dilenci çıkageldi ve yeniden işe koyuldu.

Bu dört yıl içinde topal dilenci dört kez 10-15 günlüğüne ortalıktan kayboldu, ama kavşak hiç boş kalmadı. İki kez onun yerini kolu kesik o genç adam aldı, iki kez de 18-20 yaşlarında bir kız, uzun boylu ve güzel, herhangi bir sakatlığı yok, onun yerine kucağında yaşını kestiremediğim bir bebek vardı. Ustanın yokluğunda yerini çıraklar alıyor diye yorumladım, işletme kapanmıyordu.

Kafam takılmıştı bir kez, ince hesaplar yapmaya başladım. Koltuk değnekli dilenciyi sabahın 8’inden akşamın 8’ine dek, yani 12 saat çalışırken görmüştüm. Ama her gün 12 saat çalışması mümkün değildi. Günde belki 10 saat çalışıyordu, ama biz  8 saat çalıştığını kabul edelim. Bir saat te dinlence, dolu dolu 7 saat diyelim. Halkidiki yolundan sola Vulgari caddesine dönen arabaları yöneten trafik ışığının devresi 3 dakika. Bu sürenin 15 saniyesi yeşil, geri kalanı kırmızı. Bu 15 saniye içinde 6-8 araba geçebiliyor. Bu arabalardan her defasında ne kadar sadaka topluyordur? Ortalama bir evro diyelim, haydi yarım evro. Bir saat içinde 20 geçiş yapılıyor, 7 saat içinde 140 geçiş. Birer evrodan 140 evro, yarımşar evrodan 70 evro. Biz ortalamasını alıp 100 evro diyelim, koltuk değnekli dilencinin gündeliği 100 evroydu demek. Bu hesaptan sonra ona bir kez daha sadaka vermemeye karar verdim.

Geçenlerde işten dönüyorum, saat 4, kavşağa vardım, kuyrukta bekliyorum, hafif yağmur yağıyor ve hava soğuk. Koltuk değnekli dilenci adacığın üzerinde, ıslanmış, ama pek oralı olmuyor, kırmızı ışıkta duran arabalara birer birer yaklaşarak elini uzatıyor. Önümdeki arabalardan hiçbirinin penceresi açılmadı, 8-10 arabanın tümünden eli boş döndü. Yeşil ışıkta önümdekiler geçti, ben kırmızı ışıkta durdum. Az sonra koltuk değnekli dilencinin bana yaklaştığını gördüm, kaba olarak algılanabilecek ani bir hareketle elini pat diye uzattı, arabanın penceresini zaten açmıştım, eline 2 evro bıraktım.                    

BAHİS

Önümdeki arabalar kırmızı ışık önünde durmuştu, ben de benimkini durdurdum. Yeşil ışığın yanmasını bekliyoruz. Sabahın 8’i, bu kış vakti ortalık yeni ağarıyor, dışarısı soğuk mu soğuk. Arabaların arasında iki çocuk, biri 8-9 yaşlarında, öbürü daha irice, 11-12 olmalı. Daha irice olanı, sağ tarafımdaki şeritte benden az ileride duran beyaz bir Fiat Panda’nın camlarını siliyordu. Bir pet şişesinden sabunlu su dökerek ve elindeki sileceği camların üzerinde hızla ve maharetle hareket ettirerek. Daha küçük olanı, besbelli camlarını sildirecek müşteri bulamamıştı ki, arkadaşını âdeta imrenerek izliyordu. Camların temizliğini bitiren çocuk, arabanın sol penceresine yaklaşıp elini uzattı, ücretini bekliyordu. Pencere açılmadı. Üsteledi, ama boşuna. Sonra hayıflanırcasına bir hareket yaptı ve ücretini alamadan kenara çekildi. Bu arada yeşil ışık yanmış ve arabalar hareket etmişti. Ben bulunduğum yerden Panda’nın sürücüsünü göremiyordum.

Karşımda cereyan eden olayın bende doğurduğu duygular ve yaptığım yorumlar… “Bahse girerim ki sürücü erkek” diye kendi kendime mırıldandım. Bulunduğum sol şeritte arabalar daha hızlı koşuyor ve az ileride beyaz Panda’ya yetiştim. Başımı sağa çevirip baktım, arabayı kullanan bir kadındı, orta yaşlı ve sarışın. Bahsi kaybetmiştim.

Dr. <a href="/tag/ibram-onsunoglu">İbram Onsunoğlu</a>
Dr. İbram Onsunoğlu

Batı Trakyalı Psikiyatrist Doktor, Siyasetçi, Şair ve Yazar
14 Mart 1948 – 4 Mayıs 2021

Dr. İbram Onsunoğlu – Azınlıkça 8 Mart 2013

”Google

Azınlıkça'yı Google Haberlerde takip et

Azınlıkça'yı Facebook'ta takip et

Azınlıkça'yı Twitter'da takip et

About author

Articles

Editor-in-Chief of Azınlıkça. Journalist and podcaster based in Komotini, covering Thrace, Greece and Cyprus.
İlgili Haberler
Yunanistan Batı Trakya Haber

Gümülcine - Selanik Otoban Ücretlerinde Büyük Zamlar: 20 Evro Gidiş Geliş!

Egnatia Otobanı üzerinde yapılan yeni düzenlemelerle, Gümülcine – Selanik arası ve tersi güzergah için geçiş ücretlerinde önemli oranda artışlar yaşanıyor.
Devamını oku...
Yunanistan Batı Trakya Haber

Selanik'te Anneden Oğluna Yaşam Bağışı: Bir Böbrek, Yeniden Doğuşun Hikayesi

Selanik’te, Dünya Kadınlar Günü’nün hemen ardından gerçekleşen dokunaklı bir olay, annelerin çocukları için neleri göze alabileceğinin canlı bir örneğini sergiliyor.
Devamını oku...
Yunanistan Batı Trakya Haber

Yunan Savcılar Birliği'nden Mahkemelere Ek Güvenlik Önlemleri Talebi

Selanik İstinaf Mahkemesi’ne patlayıcı gönderilmesinin ardından, Yunan Savcılar Birliği devlete mahkemelerde güvenliğin artırılması için acil önlemler alınması çağrısında bulundu.
Devamını oku...